What a Great Game, You Should try

22 Ekim 2011 Cumartesi

SERBEST BIRAKILAN FİLİSTİNLİLER 'İSRAİL NAZİ KAMPI GİBİ'

İsrail ile varılan anlaşma uyarınca serbest bırakılan Filistinli tutuklular, duygularını ve yaşadıklarını anlattı.

Serbest bırakılanlardan biri olan, ömür boyu hapis cezası alan, 26 yıl yattıktan sonra serbest bırakılan Gazi El Nems ''O kadar yıl hapiste kaldıktan sonra şimdi kendi yakınlarımı, vatandaşlarımı görünce söyleyecek söz bulamadım'' dedi. El Nems, Şalit'i kaçırırken öldürülen Filistinlileri rahmetle andığını belirtti. El Nems, annesi hatırlatıldığında ise konuşmakta zorlandı, gözyaşlarını tutamadı. Gazi El Nems, ''Buraya gelirken, otobüsteyken annemi hatırladım'' diyebildi, ardından sesi boğuldu, gözlerine yaş doldu.

RÜYA MI DEĞİL Mİ
Annesini sağ olarak görenler de vardı. Anne-oğul bu an için tam 27 yıl beklemişti. Abdurrahman El Git de ömür boyu hapis cezası alanlardan. Yaşadığı anın gerçekliliğinden şüphe eden Abdurrahman El Git, ''O kadar yıl bekledikten sonra şimdi annemle, iki kız kardeşimle yan yana oturduğuma inanamıyorum. Çok mutluyum. Tanıdığım, tanımadığım insanlar bizleri aileleri gibi bağırlarına bastılar. Bu beni çok duygulandırdı'' diye konuştu.

İŞKENCE MERKEZİ
Serbest bırakılan 477 tutuklu arasından Suriye'ye gönderilen 16 Filistinli'den Hüsam Bedran, Nablus'ta Hamas üyesi olduğunu belirterek, 2002 yılından beri tutuklu olduğunu ve normalde 18 yıl hüküm giydiğini anlattı.
İsrail hapishanelerinde 9 yıldan fazla kaldığını söyleyen Bedran, ''İsrail hapishanelerini anlatmaya gerek yok. Orası tam bir işkence merkezi. Bu hapishanelerde insanlar sadece onurlarını değil şahsiyetlerini de kaybediyorlar. Biz sabırla içeride günlerimizi geçirmeye çalıştık, hep vatanımızı düşündük. Biz çıktığımız için mutluluktan ziyade içeride kalan arkadaşlarımız için üzülüyoruz. Onları da en kısa zamanda aramızda görmeyi ümit ediyoruz'' dedi.

Batı Şeria'lı Ali Tayyar Cibril ise ''20 yıl içeride kaldım. Verdiğimiz mücadelenin meyvesini gördük. İnşallah tekrar yurdumuza dönüp mücadelemize kaldığımız yerden devam ederiz. İsrail hapishanelerinin Nazi hapishanelerinden farkı yoktu. İsrail yönetimi tutuklulara insanın aklına gelmeyen işkenceler uyguluyor'' şeklinde konuştu. Suriye'ye gelen tutuklulardan birisi, aslında Türkiye'ye gitmek istediğini ama seçme şansları olmadığından Suriye'ye geldiğini ifade etti.
‘Türkiye hep destek oldu'
ANKARA - Filistin'in Ankara Büyükelçisi Nebil Maruf, özel uçakla Kahire'den Ankara'ya getirilen Filistinlileri karşıladıktan sonra Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını cevapladı. İsrail hapishanelerindeki binden fazla Filistinli esirin serbest bırakılmasının sevincini yaşadıklarını dile getiren Maruf, tüm Filistinlilerin bayram yaptığını söyledi. Filistin halkına ve Filistin Hükümeti'ne destekleri dolayısıyla Filistin Hükümeti ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas adına Türkiye'ye teşekkürlerini sunan Maruf, “Filistinlilerin serbest bırakılması ve Türkiye'ye getirilmesi sürecinde destekleri nedeniyle Türk Hükümeti'ne müteşekkiriz. İnşallah bundan sonra da Filistin özgürlüğüne kavuşuncaya kadar Türkiye'nin desteklerini görmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Bir soru üzerine Maruf, Filistinlilerin Türkiye'de konaklayacakları yer konusunda Türk Hükümeti'nin karar vereceğini, bu konudaki hazırlıkların Türk yetkililer tarafından detaylı şekilde yapıldığını söyledi. Maruf, Filistinlilerin sağlık kontrolünden geçeceğini de sözlerine ekledi.

ŞÜKÜR SECDESİ
Bu arada uçaktan indikten sonra zafer işareti yapan Filistinliler, uçağın merdivenleri önünde “şükür secdesi” yaptılar. Buradan 2 ayrı araca alınan Filistinliler, eskortlar eşliğinde havaalanından ayrıldı. Gazetecilerin önünden geçerken de zafer işareti yaparak, selam veren Filistinliler, kalacakları yere götürüldüler.



TÜRKİYE YENİ GAZETESİYLE BULUŞTU

Milat gazetesi 'yeni Türkiye'nin geleceği' sloganıyla bugün yayın hayatına başladı.

Ali Adakoğlu yönetimindeki Milat gazetesi bugün raflardaki yerini aldı. Yeni Türkiye'nin güçlü sesi olmayı hedefleyen gazete günlük olarak yayın yapacak.
Uzun süredir Türkiyeli okurla buluşmak için gün sayan Milat gazetesi bugün Çukurca'daki hain saldırıyı birinci sayfasına taşıyarak "Allah'tan korkun" manşetiyle çıktı.
Sade tasarımıyla dikkat çeken gazetede Yıldız Ramazanoğlu, İsmail Yaşa, Nurettin Yıldız ve Nevzat Çiçek gibi isimlerin yazıları birinci sayfadan verilmiş.

Yazar kadrosunda kimler var?

Ahmet Murat, Müfit Yüksel, Abdurrahim Semavi, Ümit Aktaş, Nevzat Çiçek, Fatma Bostan Ünsal, Ali Adakoğlu, Nurettin Yıldız, Yıldız Ramazanoğlu, Nihat Nasır, Demet Tezcan, Kemal Belgin, İsmail Yaşa, Adem Özköse, Asım Gültekin, Mustafa Aydoğan, Yusuf Özkır, Ali Öztürk, Uğur Dündar, Cem Somel, Mevlüt Tatlıyer, Bayram Karacan, İsa Tatlıcan, Ebubekir Kurban, Emel Topçu, Yavuz Selim Kurt, Bülent Şahin Erdeğer, Mehmet Lütfi Arslan, Muttalip Tütüncü, Samet Doğan, Abdurrahim Boynukalın, İbrahim Şamil, Selman Maltaş, Mahmut Bıyıklı, Şebnem Güler Karacan, Abdullah Kibritçi, Hakan Aslanbenzer, Ayça Kansu.

http://www.milatgazetesi.com/



KADDAFİ ÖLDÜRÜLDÜ

'Kaddafi öldürüldü'
Ulusal Geçiş Konseyi'nin askeri yetkilisi, Kaddafi'nin doğum yeri Sirte'de yaralı yakalandığını ve aldığı ağır yaralar sonucu öldüğünü belirtti. Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, birazdan Libya halkına seslenecek.
Ulusal Geçiş Konseyi, devrik lider Kaddafi'nin Sirte yakınlarında kaçmaya çalışırken, yaralı olarak yakalandığını belirtmişti. Ulusal Geçiş Konseyi komutanı, Muammer Kaddafi'nin iki bacağından yaralandığını söylemişti.
Kaddafi'yi ele geçirdiğini iddia eden muhalif askerler, devrik liderin Sirte'de bir mağarada saklandığını belirterek, ele geçirildiği sırada "Ateş etmeyin!, Ateş etmeyin!" diye bağırdığını açıklamıştı.

SEYFÜLİSLAM'IN AKİBETİ
Ulusal Geçiş Konseyi yetkilileri, Muammer Kaddafi'nin cenazesinin Misrata kentine getirildiğini açıkladı. Güvenlik nedeniyle Kaddafi'nin cesedi gizli bir yere götürüldü. Ulusal Geçiş Konseyi'nin basın açıklamasında Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam ve Mutassım'ın sağlık durumlarıyla ilgili açıklama yapılması da bekleniyor.
ABD ise, Kaddafi'nin yakalanıp yakalanmadığını şu anda teyit edemediklerini belirtti.
NATO TEYİT ETMEDİ
NATO, devrik Libya lideri Kaddafi'nin yakalandığı yönündeki bilgileri araştırdıklarını ancak bu aşamada öldürüldüğü veya yakalandığını teyit etmelerinin zor olduğunu açıkladı.
SÖZCÜSÜ DE YAKALANDI
Ulusal Geçiş Konseyi, devrik lider Muammer Kaddafi'nin sözcüsü Musa İbrahim'in de yakalandığını belirtti.
RUSYA: KADDAFİ'NİN KADERİNİ LİBYA HALKI BELİRLEMELİ
Rusya Devlet Başkanı Dimitry Medvedev, Muammer Kaddafi'nin kaderine Libya halkının karar vermesi gerektiğini belirtti.

Libyalı muhalifler, iki aydır büyük bir saldırı başlatıkları Kaddafi'nin doğum yeri Sirte'yi bu sabah ele geçirdiklerini ve merkeze yeni Libya bayrağını diktiklerini belirtmişti.

Ulusal Geçiş Konseyi güçleri, bu hafta başında Beni Velid kentini de ele geçirmişti.

NTV



ERDOĞAN MEDYA YÖNETİCİLERİ İLE GÖRÜŞTÜ


Hakkari Çukurca'da yaşanan terör saldırılarının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, medya sahipleri ve genel yayın yönetmenleriyle Başbakanlık Resmi Konut'ta bir araya geldi.

Yakllaşık 3 saat süren toplantının ardından bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan toplantıda medyanın teröre hizmet etmemesinin yollarını konuştuklarını söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Medyanın, terörün bu hedeflerine hizmet etmemesi, bilerek ya da bilmeyerek propagandasını yapmaması hususunu birlikte değerlendirdik. Elbette bir müdahale arzusu içinde asla değiliz. Bunu, anti demokratik buluruz. Biz otokontrol yoluyla milli bir meselede medyanın da milli bir duruş sergilemesinin mücadeleye güç katacağına inanıyoruz. Nasıl ki biz terörle mücadele ederken demokrasi-güvenlik dengesini azami derecede gözetiyorsak, medyanın da halkın haber alma özgürlüğüyle terör propagandası arasındaki dengeyi gözetmesini bekliyoruz'' dedi.
Muhalefeti fırsatçılıkla suçladı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hepimiz gerçekten büyük hüzün içindeyken, siyasi parti yöneticilerinin çıkıp aynı ezberleri tekrar etmeleri dünkü acı hadiseyi bir siyasi maksada çevirme gayretine girmeleri son derece vahimdir. CHP Genel Başkanı saldırıdan dolayı doğrudan Hükümeti sorumlu tutmak gibi bir kolaycılığın içine girmiştir. Dahası Hükümeti istifaya çağırarak, adeta terör örgütüne paye vermek, cesaretlendirmek ve yüreklendirmek gibi son derece yanlış bir yola girmiştir. 12 Eylül halk oylamasının sonuçları ortadayken, 12 Haziran seçimlerinin üzerinden henüz 4 ay geçmişken Hükümeti istifaya davet etmek, en hafif deyimle fırsatçılıktır'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''BDP özgür, demokratik, barış eksenli bir siyaset değil vesayet altında siyaset yürüttüğünü dün bir kez daha sergilemiştir. BDP'nin açıklaması samimiyetten uzak olduğu kadar ölmeye ve öldürmeye programlanmış canileri teşvik eder mahiyettedir. Buradan bir kez daha açık ve net söylüyorum: Gençlerin kanı, annelerin gözyaşı üzerinden siyaset yapanlar, gençlerin ölümü karşısında avuçlarını ovuşturanlar er ya da geç kaybedeceklerdir, kaybetmeye mahkumdurlar'' dedi.

Aydınlar sesini yükseltsin
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Terör örgütü intihar ediyor. Terör örgütü kendisi biterken, kendi militanlarını da dağa intihara gönderiyor. Artık Kürt vatandaşlarımın anneleri seslerini yükseltsin. Artık aydınlar, yazarlar sesini yükseltsin. Artık sivil toplum örgütleri bu kanlı piyasa karşısında sesini yükseltsin'' dedi.
Kara harekatı netice almak için başlatıldı
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Irak'ın kuzeyine yönelik harekatla ilgili ''Bu harekat netice almanın bir adıdır. Onun için başlatılmıştır. Hedefimiz, bu operasyonla belirlenen koordinatlarda ilk adımı atmak, neticeye yönelik burada ne elde edebiliriz, bunu görmektir, neticeye yöneliktir. Onun için de Silahlı Kuvvetlerimiz kararlı bir şekilde gerek havadan gerek karadan bunu sürdürmektedir'' dedi.

Zaman


OSMANLI ARAPLARININ MÜTHİŞ SAVAŞ SIRLARI ROBERT FİSK


Osmanlı Araplarının müthiş savaş sırları / Robert Fisk-İndenpendent

Meçhul askerler. Hepimiz Gelibolu’yu biliriz: Churchill’in 1. Dünya Savaşı’nı Fransa’daki siperlere yapışmış halinden kurtarıp Almanların Osmanlı müttefiklerini hızla işgal etmek için tasarladığı bir kepazelik. Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, Britanyalılar, Fransızlar ve daha başkalarından devasa bir ordu kur, yolla İstanbul’un doğusuna Türkleri ezip geçsin! Problem: Türkler insafsızca direndiler; işgalcilerin ilk dalgasını Mustafa Kemal’in (sonra Atatürk oldu, 20. Yüzyılın devi, vb) 19. Birliği karşıladı. İkinci problem: O bölüğün çoğunluğu Türk falan değildi.
Araptılar. Gerçekten, Anzak güçlerini geri püskürten ilk askerlerin üçte ikisi bugün Lübnan, Ürdün, Suriye ve “Filistin” diye bildiğimiz topraklardan gelme Suriye Araplarıydı. Dardanelleri savunurken ölen 87.000 “Türk” askerinin çoğu da Araptı. Filistinli Profesör Salim Tamari diyor ki, Süveyş, Gazze ve Kut al Amara’da savaşan Osmanlı askerleri için de aynı durum geçerliydi. Dördüncü Osmanlı ordusunun bir eri (bugün yaşasa ona Filistinli Arap denirdi) olan İhsan Turjman’ın yeni keşfedilen günlüğüne göre “bu savaştaki şehitlerimizin anısına selam durmaya ve yaralıları ziyarete” giden Arap temsilcileri bekleyen muamele aşağılamadan başka bir şey değildi.
Herkesten sakladığı günlüğünde sormuş: Bu Araplar neyin peşindeler? “Arap ve Türk milletleri arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye mi çalışıyorlar... Doğrusunu söylemek gerekirse, Filistinli ve Suriyeliler hem korkaktır hem itaatkar. Bu kadar gurursuz olmasalardı şu barbar Türklere karşı ayaklanırlardı” diye yazmış. Günlükteki malzeme nefes kesici.
Lawrence’ın başlattığı isyana katılanlardan çok daha fazla sayıda Arap, Osmanlıların yanında müttefiklere karşı savaştı ama burada Er Turjman kendi efendilerine olan öfkesini dile getiriyor.
Year of the Locust (Çekirgenin Yılı) tuhaf, minik bir kitap; son derece kısa ama karanlığı büyüleyici. Kitap, üç Osmanlı askerinin günlüklerine dayanıyor. Biri hakikaten de Türk; diğer ikisi de Filistinli Araplar. Birinci Dünya Savaşı’nı Birtanyalı veya Alman askerlerin açılarından duymaya alışmışız; Osmanlı rakiplerimizin kişisel dünyasına dair bir kaynağımız olmamış. Turjman ailesinin Kudüs’teki evi, bu nasıl bir tesadüftür ki, 1967’deki Arap-İsrail savaşından beri harabe halinde olup yakın zamanda sanat galerisine dönüştürülmüş bir bina. Üç hafta önce bugün oradaydım.
1917 yılında, Turjman bir Osmanlı subayı tarafından öldürülmüşken, Balfour Deklarasyonu Filistinli Arapların pek derdi değildi. Daha çok Britanya’nın onlara bağımsızlıklarını mı vereceği, Mısır’a mı eklemleyeceği yoksa Suriye’de bir varan mı bahşedeceğini merak ediyorlardı. Ancak bu kadar yanılabilir insan. Britanya’nın zaten Filistin’de Yahudi vatanına destek vermişken Mısır’daki yatırımını büyütmeye niyeti hiç yoktu. Sonrasında Tamari diğer iki günlük yazarının (Türk ile diğer Arap) hayatları geleceklerini tehdit eden şeyin Yahudi göçü olduğuna inanan Filistinliler etrafında geçtiğini okuyacaktır ama anılarının merkezinde gene 1. Dünya Savaşı vardır.
Savaş sonrası Arap dünyasında (ve batıda da) yaygınlaşan Osmanlı karşıtı edebiyat dahilinde, bu Osmanlıları da hatırlamakta fayda var, ister Türk olsunlar, ister Arap. Burada bir Robert Graves tadı seziyorum. Turjman’ın günlüğü Kudüs’ü işgal eden çekirge sürüsünü, kolera ile tifüsü, Türk subayları eğlensin diye tahsis edilen Filistinli 50 fahişeyi, firar ettikleri için Yafa kapısında asılan Osmanlı askerlerini, yere çakılan Türk uçağını (ya pilot kötü eğitilmiş ya da motora kötü bakmışlar), hepsini kaydetmiş. Turjman evli bir kadına aşık bile olmuş.
Rusya’da, Krasnoyarsk’daki Tsarist esir kampının Türk ve Araplardan oluşan Osmanlı mahkumları çoktan unutuldular. Diğer günlükçü, 1892 Küdüs doğumlu teğmen Aref Shehadeh buraya düşenlerdendi. İslam mahkumları birleştirirken sınıf farkı ayrıştırıyordu. Gene de burada konserler veriliyordu, spor kulüpleri ve futbol takımları vardı, kampın bir kütüphanesi de mevcuttu. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Polonya kamplarının birinci savaştaki versiyonu. Bolşevik devrimi sonrasında Shehadeh ardına bakmadan Ortadoğuya kaçtı; bu arada yolu Mançurya, Japonya , Çin, Hindistan, Mısır ve Kızıldeniz’den geçti.
Ama bu küçük kitaptaki en etkileyici metin bir günlük sayfası değil de, Shehadeh’in Kudüs’teki karısı Sema’dan 30 yıl sonra Gazze’ye bir Britanya manda subayı olarak giderken aldığı bir mektup. “Bu sabah erken kalktım” diye yazmış Sema; “Bir süre bahçede gezindim. Çiçek ve yaprak topladım. Kendime pişiririm diye biraz bezelye topladım. Etrafta dolanırken aklımda hep sen vardın. Bu bahçeyi güzel kılan şey senin varlığın.Sensiz hiçbir şeyin tadı yok. Allah beni senin varlığından mahrum etmesin çünkü hayatımı (hayatımızı) güzel kılan sensin. Son ayrılışımızda biraz üşütmüştün, fark ettim. Bana sağlığından haber ver. Hayatının ortağı, seni bütün kalbiyle seven Sema.”
İşte ben eşten alınacak aşk mektubu diye buna derim.



KOMANDOLAR PKK KAMPLARINI KUŞATTI

Komandolar PKK kamplarını kuşattı

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Irak'ın kuzeyindeki terör kamplarına yönelik kara ve hava operasyonu adım adım ilerliyor.

Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde PKK'lıların düzenlediği ve 24 askerin şehit olduğu saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Irak'ın kuzeyindeki terör kamplarına yönelik kara ve hava operasyonu adım adım ilerliyor.
Savaş uçakları ve Kobra helikopterler öncelikle PKK'lıların uçaksavar bataryalarını hedef alırken, stratejik bölgelere Sikorsky helikopterlerle özel birlikler indirildi.
Jandarma Özel Kuvvetler, Jandarma Özel Harekat Timleri'nin yanı sıra Bolu ve Jandarma Komando Tugay Komutanlığı'ndan komandoların da katıldığı, toplam 22 taburun 5 ayrı noktadan girdiği Irak'ta terör inleri karış karış taranıyor. Operasyona havadan destek veren savaş uçakları F-16'lar önce PKK'lıların uçaksavar bataryalarını hedef alarak, bombalıyor. Daha sonra ise Kobra helikopterler bölgeye yoğun ateş altına alıyor. PKK'lıların yoğunlukla bulunduğu tespit edilen bölgelerde uçak ve Kobralar tarafından vuruluyor.
Sınırı karadan geçen komandoların ilerlemesi sürerken havadan da Sikorsky helikopterlerle daha ileri stratejik noktalara çok sayıda komando indirildi. Sınırı karadan geçen komandolar ilk gün 4 ayrı noktada teröristlerle sıcak temas sağladı.
Sınırın sıfır noktasında tanklar ve zırhlı birlikler her an Irak topraklarına girmek üzere hazır bekletiliyor.





KILIÇDAROĞLU İSTİFA KONUSUN DA ÇARK ETTİ

Hakkari'de 24 askerin şehit olduğu çatışmanın ardından yaptığı açıklamada hükümeti istifaya çağıran CHP lideri Kılıçdaroğlu, yine çark etti.

Hakkari'de 24 askerin şehit olduğu çatışmanın ardından yaptığı açıklamada hükümeti istifaya çağıran CHP lideri Kılıçdaroğlu, yine çark etti. Kılıçdaroğlu, 'Ben hükümeti istifaya çağırmadım" dedi.
Mehmet Ali Birand'ın hazırladığı 32. Gün programına konuşan CHP lideri Kılıçdaroğlu, hükümeti eleştirdiği ve sonrasında istifaya çağırdığı konuşmasına gelen tepkiler üzerine geri adım attı.Mehmet Ali Birand'ın kendisine istifa sözünü hatırlatması üzerinde 'Ben hükümeti istifaya çağırmadım" diyen Kılıçdaroğlu, 'Böyle bir durumda normal demokrasilerde hükümet gereğini yapar" ifadesini kullandığını belirtti.
Kılıçdaroğlu'nun istifa çağrısı sosyal paylaşım siteleri başta olmak üzere çeşitli kesimlerin tepkisine neden olmuştu.
Kılıçdaroğlu'na son tepki gösteren de istifa çağrısının muhatabı Erdoğan olmuştu. Bugünkü basın toplantısında muhalefet partilerinin makul çözüm önerileri getirmek yerine terör olaylarını hükümete saldırmak için bir araç olarak kullandığını savunan Erdoğan, şu şekilde Kılıçdaroğlu'na cevap verdi:
“Siyasi partilerin dünkü acıyı bir siyasi ranta çevirme gayreti son derece manidardır. CHP Genel Başkanı hükümeti sorumlu tutmak gibi bir kolaycılığa girmiştir ve terörü yüreklendirecek hükümet istifa davetinde bulunmuştur. Bu en açık ifade ile fırsatçılıktır."

ROTAHABER